duvar kağıdı

Welcome, visitor! [ Login

 

Doğa Kanunlarının Tabiatı Üzerine Bir İnceleme

  • Listed: Aralık 13, 2016 5:36 pm
  • Expires: This ad has expired

Description

Doğa Kanunlarının Tabiatı Üzerine Bir İnceleme

 

Biz, insan evlatları, çok şeyler görüp çok badireler geçiriyoruz. Ölüm ve yaşlanmak fikri de dahil olmak üzere, birçok farklı fikre ev sahipliği yapıp, tüm bu fikirleri hazmedip öğüterek, gelecek nesillere ayaklarının üzerinde durmalarını sağlayacak ön bilgiyi nakledebilmek için sözsüz birer ant içiyoruz. Adaptasyon konusunda oldukça marifetli ve yetkin varlıklar olduğumuzdan, tarihsel miras denilen bu hadise, yüzyıllar boyu sessiz sedasız yürütülüp, hiçbir kuru gürültüye ve dedikoduya mahal verilmeden tamamlanıyor. İnsan ereğine olan bu tevazu derecesindeki tarihsel inanç, kuşkusuz öykünmeye dayanıyor. Gayet doğa kanunlarında da kendine yer bulan öykünme veya taklit becerisinin, insani ilişkilerin tabanında da kendine yer buluyor olması, pek tabii ki yatırımcıların ve bahis şirketlerinin faydasına bir durum olabilir. Neticede reytinglerin artması için kara sevda hikayelerine, zengin kız-fakir oğlan hikayelerine veya dik durup hiç eğilmeyen güçlü pr çalışmalarına bel bağlamış olan bir televizyon kanalı sahibi insan falan değilim. Fakat buna bel bağlamış, bununla gemisini yürüten insanların da var olduğu tecrübeyle sabit; hatta su götürmez bir gerçek
Binbir Gece Masalları

Gençtim o zamanlar… “Binbir Gece” adlı bir dizi vardı. Hatırlayanlar hatırlar. Çocuğu hasta bir kadının acil paraya ihtiyacı vardır, arar-tarar-eder bulamaz. Son olarak, yeni başlamış olduğu iş yerinin patronundan borç ister. Ve ardından, doğa kanunları hüküm sürer. Dizi birkaç hafta acılı jenerik, diğer haftalarda ikinci bahar yaşıyor ömrüm başlıklı jenerikle devam eder. İşin daha da komik tarafı, ilk haftalarda izleyip de galeyana gelen dizi seyircileri, sonraki haftalarda aynı adam için “adam gibi adam ama haaa” demeye başlamıştı. En berbat olay bile, yan hikayelerle temellendirilirse; yani, bir kurgu ve hikayenin üzerine, martavaldan ne kadar bal çalınırsa, husumet veya vuku bulan olay, ‘ama’larla da olsa meşrulaştırılabiliyordu. Hikaye üstüne hikaye anlayacağınız. Bu arada malum hikayede de, doğa kanunlarından sonra, medeni kanunlar hüküm sürerek birbirini seven iki çift evleniyordu. Bir gülme tuttu şimdi beni.
Bizim yasalarımız çok şükür bu dizideki hikayeyi henüz tasvip etmiyor. Malumunuz, hikayedeki karakterler erişkin bireyler. Bizim ihtiyacımız olan şey: tam olarak iki tane ‘bebe’. Halk dilinde çok kullanılan bu hitap, kimi zaman dezenformasyona uğrayabiliyor. Misal, bebe demek yerine, lale; tek başına bebe demekle kalmayıp başına “-la” eki getirilerek, ‘la bebe; sıpa, kopil gibi gibi. Nasıl bir bilgi kirliliğidir bu yaşadığım, utanç duydum şimdi kendimden. Sıpa kısmında durmalıydım bence, kopil ne la? Hiç naif değil. Farkındaysanız konuyu sürekli dağıtmaya çalışıyorum. Fakat bu, müşterek bir çaba olmamalı, pek tabii ki.
2.Elizabeth – The Crown
Geçen gün, yine bir dizi seyrediyorum. Tam bir işsizim sanırım. Neyse, dizinin ismi: “The Crown”. Allah’tan bizim yerli diziler gibi değil; giriş, gelişme ve sonuçtan ibaret bir dizi. Beğenerek izliyorum kendisini, size de tavsiye ederim. Dizi, 2. Elizabeth’in yaşam öyküsünü anlatıyor. Dizide en çok ilgimi çeken şeylerden biri şu oldu: 2. Elizabeth Büyük Britanya(yalnızca İngiltere’yi kapsamıyor) kraliçesi olduğu halde, ilkokul seviyesinde eğitim diplomasına bile sahip değildi. Tüm hayatı boyunca aldığı eğitimler; nezaket kurallarını ve asil bilgi türü denilen bir bilgi dağarcığını kapsıyordu. Hatta eğitimi esnasında okul profesörünün kendisine demiş olduğu cümleler oldukça dikkatimi çekmişti: “İki tür bilgi vardır. Bunlardan biri asil bilgi, diğeriyse ehil bilgi türüdür.” Doğru ya, doğduğu gibi bir monarşinin veliahtı olan bir insan, ehil bilgiye neden ihtiyaç duysun ki? Hayatını idame ettirebilmek için ihtiyacı olan ehillik, doğuşuyla birlikte tanımlanmıştı zaten kendisine. Gayet mantıklıydı. Asil bilgi türünde: tüm eksikleri, kusurları, yanlışları görüp bilmene rağmen susmaktı aslolan. Ziyadesiyle tarafsız kalmak, müdahale etmemek ve sadece dinlemek, görüp, duymak. İnsan fıtratına ters düşecek bu hadise, yani her şeye rağmen susmak ve bir eylem içerisine girememek, insan-üstü bir var oluşu gerektirdiği için, asil bilgi türü, tüm bilgi türlerinden üstündü.

 

 

 

Sonuç 
Şimdi tüm bunları neden anlatıyorum? Konumuzla ne alakası var? Bağlıyorum, az sabır.

1-Herhangi bir yasa gündeme geldiğinde; “Üstümüze çok geliyorlar, Biz mevcut durumu düzeltmek için bunları yapıyoruz, Yanlış yerlere çekiliyor dediklerimiz” edebiyatına gerek yok. Her şey inanılmaz derecede kusursuz bile yapılmış olsa, iktidarın kaderi, her zaman muhalif partiler tarafından eleştirilmektir. Bunun üzerine zılgıt çekmeye lüzum yok. Çünkü bu zılgıtın dozajı bir süredir o kadar saçma yerlere kadar gider oldu ki, ortalık laçkaya döndü. Birbiriyle hiç alakası olmayan insanlar, sırf iktidarla aynı düşünceleri paylaşmadığı için bir hizip olarak kabul edilip suçlanabiliyor.

2-Doğanın bir unsuru olduğumuz için, doğa kanunlarına hizmet ediyor oluşumuz çok ilginç bir olay değil. Doğumdan erişkinlik dönemine kadar bu sürecin işlemesinden daha normal bir durum yok insan ilişkilerinde. Erişkinlik öyle bir şeydir ki, bu düzeye yaklaştıkça, insan, doğadan uzaklaşır hale gelir. Kendi metanetini, aklını sürecin işleyişine bırakır ve doğa kanunları hükümsüz hale gelir.

3-Erişkinlik, doğa kanunlarının hükümsüz hale gelmesinin başlıca adıdır. Yasalarda belirtildiği gibi, belirli bir yaş sınırı falan yoktur. Kimisi 16’sında, kimisi 18’inde erişkin bir birey olabilirken; kimisi 70’ine de gelse, erişkin bir birey olamayabilir.

4-İnsan ve doğa yasaları, genelgeçer faydayı göz önünde bulundurduğu için her zaman faydacıdır.(ne yazık ki) Yasalarda ilkelerin ve prensiplerin değil, çıkarların ve faydaların hükmü sürer. Ortalama 80 milyonluk nüfusun, 4000-3000 kişisi için oluşturulmuş bir yasa, bu genelgeçer faydaların da dışında kalan bir hükümdür. (ne yazık ki’nin, ne yazık ki’si)

5-Erişkinliği doğa kanunlarından uzaklaşmak olarak tanımlamıştım ya; bu mantıkla, hiçbir zaman erişkin bir yasalar bütününe sahip olamayacak mıyız derseniz; e heralde canım. Sormanız hata!

6-Milletvekili Bekir Bozdağ’ın açıklamalarına göre, ortaya yeni konulmuş yasalar, kadın mağduriyetlerinin önüne geçilmesine olanak sağladı. Fakat, etkisi o kadar yaygın oldu ki bu yeni yasaların, yaratmış olduğu yeni kültüre ayak uyduramayan bazı kimseler için mağduriyet nedeni oldu. Şu an için, gündem konusu olan bu yeni yasa da, yeni oluşan mağduriyetlerin önünü kapamak ve sevenleri kavuşturmak için oluşturulmuş bir çözüm. Bu kadar yeni kelimesini, herhalde bir tek “Yeni Türkiye” düzleminde ifade edebilir hale geldik. Her şeyimiz yepisyeni. Oh, ne ala! Muhteşem Yüzyıl’dan ala kelimesini aşırdım bakın; o da “Eski Türkiye” misal. Bir anasım geldi nedense. Her neyse, yasaların pragmatist yönünden söz etmiştim zaten. Her yeni mağduriyet için yeni bir yasa. Güzel iş aslında. Yasa dediğin şey böyle olmalı: dinamik, sürekli değişen, hayatın içinden, her kesimi kucaklayan, serbest piyasa gibi, güncelliğini hep koruyan cinsten. Bu ne ya; bildiğin propagandaya döndü olay… Yalnız oylarınıza da talibim he; ona göre.

7-Şaka lan şaka. Yukarda dediklerimi ciddiye almayın. İnsan doğası yüzyıllardır aynıyken(hiçbir gelişme göstermemişken), yasalar durmadan zırt pırt değiştirilir mi? Çocuk oyuncağı mı bu iş? Hatta daha katı olmasında yarar ve fayda görüyorum.

8-Her kültürün kendine ait yasası olmalı düşüncesi, falan fişman düşünceler grubuna girmekte olup; işin kolayına kaçanlar derneği tarafından büyük bir tebessümle ayakta alkışlanmaktadır. Bunu derken, bireyin kendine ait ilkeleri veya prensiplerine saldırmıyorum ya da yörelerin kendine ait örf ve adetlerine. Sadece bireyin veya belirli bir grubun tahakkümü altında yasalar yönetilemez hale gelir.

9-Yasalar, her zaman için adil olmayabilir. Fakat insana tecavüz konusu, çok hassas bir konu olduğu için, bu hususta doğa kanunlarının hükmüne güvenmek pek de akıllıca değil. Tekrardan hatırlatıyorum: 18 yaş, bir erişkinlik yaşı değil; bir vatandaşın devlet yasaları çerçevesinde özerkliğine kavuşmasını sağlayan bir ölçü biriminden ibarettir. Yasalar gereği özerk kabul edilen 18 yaşındaki gencin; o yaşlar dahil olmak üzere, ilerleyen diğer yaşlarında da özerk olabileceğini düşünmek, yine, falan fişman düşünceler grubuna girmekte olup, işin kolayına kaçanlar derneği tarafından ıslıklarla protesto edilmektedir. Kayıtlara düşülsün.

10-Yemişim devletini de, yasasını da, ölçüsünü de, birimini de diyorsanız;
2.Elizabeth, tam sizler için biçilmiş kaftan: sessiz kalın, kaldıkça da asilleşip güzelleşin.

 

 

 

 

No Tags

1008 total views, 4 today

  

Listing ID: 646585031ac812ef

Report problem

Processing your request, Please wait....

Leave a Reply